ATATÜRKİLETİŞİMAÇIK ÖĞRETİMHALK EĞİTİMİLÇEMİZ ANAMURE-Devlet

Hava Durumu

Önemli Linkler

Anamur Halk Egitim Merkezi Anamur Halk Egitim Merkezi

Anamur Evleri PDF Yazdır E-Posta
Yazan Administrator   
Perşembe, 24 Ocak 2008

 Image

HACI ALİBEY KONAĞI

18.yy'da yapıldığı bilinen konak Anamur Evleri arasındaki en görkemli konaktır. Anamur ilçe merkezine 6 km. uzaklıktaki Ortaköy'de yer almaktadır. Köşk bölümü tamamıyla ahşaptan yapılmıştır. Çeşme ve havuzun yer aldığı geniş bir avlu alanı ile çevrilidir.Zamanın ve doğanın insafına bırakılan konak, Mayıs 2006 ayında köşk bölümünün tavanının çökmesi sonucunda bir harabeye dönüşmüştür.  

 

 

Image

KISAKAHYAOĞLU KONAĞI 

Konak 1915 yılında kereste tüccarı Mustafa Kısakahyaoğlu tarafından yaptırılmıştır.  Yük hayvanlarıyla 2 yıl boyunca  malzeme taşınan konağın inşası Rum Kahya Kiryako tarafından yapılmıştır.19.yy mimarisini görkemli bir şekilde yansıtan konak; moloz taş, ahşap hatıl kullanılarak yapılmış olup içi ve dışı sıvalıdır. Kırma çatısı kiremitle kaplıdır.

Zemini birinci kata bağlayan merdiven, yarıya kadar kesme taş, yarıdan sonra ahşaptan yapılmıştır. İç mekanda kullanılan malzemeler, dayanıklılığıyla tanınan Toros sedirindendir.

 

 

Image

KARAMANOĞLU KONAĞI

Konak, 1890 yılında yapılmış, 1945 yıllarında otel olarak kullanılmaya başlanmıştır.Konak; zemin, 1. ve 2. kat olmak üzere toplam 3 katlı olarak inşa edilmiştir. Kuzey ve batı cephesinden yol geçen yapının; kuzeyde 4, batıda ve güneyde birer adet olmak üzere toplam 6 farklı yerden girişi bulunmaktadır. Kuzey cephede yer alan 4 girişten ikisi, üst katlara çıkan merdivenlerin bulunduğu mekâna açılır ve ana giriş olarak kullanılır. Diğer ikisi ise, ana girişin sağında ve solunda yer alan iki ayrı mekâna girişi sağlar. Güney cephesinde yer alan çift kanatlı kapının ahır kapısı olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Batı cephesinde bulunan tek kanatlı kapı da, güney kapının açıldığı ahır mekânına açılmaktadır. Ana girişin açıldığı giriş holünde 2 adet özgün merdiven bulunur. Batı duvarına bitişik çıkan merdiven birinci katta sonlanırken, doğu tarafındaki merdiven üst kata kadar çıkmaktadır. Zemin katta, iki merdiven arasında kalan boşluktan ahıra geçiş verilmiştir.Birinci kat, iç sofalı plan tipine uygun olarak yapılmış, sofanın iki tarafında dikdörtgen planlı karşılıklı ikişer oda olmak üzere, toplam 4 oda yerleştirilmiştir. Sofanın güney ucu cumba oluşturacak şekilde konsol çıkartılmış ve ahşap payandalarla desteklenmiştir. Cumbada bulunan ahşap kapının, güneybatı cephesinde var olduğu sanılan ahşap bir balkona çıktığı cephedeki izler doğrultusunda düşünülmektedir. Ancak, günümüzde bu balkona ait herhangi bir iz kalmamıştır.

 

 

 

 

Image

 

 

ŞAVKI EFENDİ KONAĞI 

Şavkı Efendi Konağı, Saray Mahallesi sınırları içerisinde, Şekerlik Sokak’ta, 122 ada, 1 parsel üzerinde yer almaktadır. Konağın, 20. yüzyılın başlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Şavkı Efendi Konağı, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 07.09.1990 gün ve 669 sayılı kararı gereği koruma altına alınmıştır. Şavkı Efendi Konağı, zemin ve birinci kat olmak üzere 2 katlı kâgir sistemle inşa edilmiştir. Konak; iç sofalı plan tipine uygun olarak şekillenmiş olup ana girişi doğu cephesindeki kapıdan sağlanır. Diğer girişi ise batı cephesindeki geniş ahşap kapıdan sağlanır. Bu iki kapı, zemin katta iç sofaya açılır. İç sofanın güneyinde ve kuzeyinde odalar konumlanmıştır.Sofadan açılan güneydeki kapı, konağın dikdörtgen planlı güneybatı odasına açılır. Güneybatı odasında güneyde iki, batıda bir adet olmak üzere toplam 3 adet pencere yer alır. Zemin katta iç sofanın kuzeyinde, güney cephede olduğu gibi 2 adet kapı bulunur.Konağın zemin katından birinci katına, iç sofanın doğu kısmında girişin sağında yer alan ahşap bir merdiven ile çıkılır. Birinci kat zemin kat plan tipinde şekillenmiş ancak bu katta iç sofa “T” şeklini almış ve sofanın 3 ucunda cumba çıkılmıştır. Doğudaki cumba, girişin üstünde, güneydeki bahçeye cepheli ve batıdaki cumba ise yola cephelidir.

 

 

Image

VELİ ARİF KONAĞI

 Veli Arif Konağı, Saray Mahallesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Yapı; yaklaşık 19. yüzyıl sonu - 20. yüzyıl başlarında yapıldığı tahmin edilir. Konağın ilk maliki Rumlar’dır. Veli Arif Konağı, zemin ve birinci kat olmak üzere 2 katlı kâgir sistemle inşa edilmiştir. Konak, iç sofalı plan tipine uygun şekillenmiştir. Konağa zemin katta 3 farklı yerden giriş verilmiştir. Ana giriş olarak, doğu cephesinde yer alan ahşap kapı kullanılmaktadır. Diğer girişler ise batıda ve kuzeydoğuda olmak üzere tali girişler olarak kullanılmıştır.Ana giriş kapısı zemin katta geniş bir iç sofaya açılır. Doğu-batı yönünde yerleşmiş iç sofanın her iki yanında karşılıklı yerleşmiş toplam 5 oda mevcuttur. İç sofanın kuzeyinde 3, güneyinde 2 oda ve bir merdiven holü yer almaktadır.Zemin kattan birinci kata, merdiven holündeki 9 basamaklı döner ahşap merdiven ile çıkılır. Merdiven, birinci katta iç sofaya ulaşır. Sofanın merdiven çevresindeki döşeme üzerindeki izlerden anlaşıldığı üzere, merdivene ait korkuluk günümüzde yok olmuştur. Bu sofanın güney cephesinde 2 adet pencere ve bir adet kapı mevcuttur. Bu kapının, günümüzde herhangi bir izi kalmayan ahşap bir balkon çıkmasına açıldığı düşünülmektedir.Birinci katta kuzey bölümde 4, güney bölümde 2 adet mekan bulunmaktadır. Kuzeydeki mekanlardan biri mutfak olarak, bir diğeri de banyo olarak kullanılmaktadır. Güney odaları dikdörtgen planlı olup, güney duvarları ahşap taşıyıcılı sistemle inşa edilmiş ve bu cephede 3’er adet pencere yer almaktadır. Sofanın batısında ise dar bir kapıdan geçilen hela kısmı bulunur. Helanın duvarları, ahşap taşıyıcı sistem üzeri bağdadi çıtaların çakılıp sıvanması sonucu oluşturulmuştur. Veli Arif Konağı, günümüzde kullanılmadığından dış etkenlere maruz kalmıştır. Sökülmüş ya da parçalanmış pencere ve kapı doğramaları nedeniyle yapı, iklim şartları etkisinde kalarak rutubetlenme tehdidi altına girmiştir. Bunun yanı sıra konağın dış duvarlarında bazı noktalarda çimento esaslı sıva kullanılarak onarım yapılmıştır.

 

 

Image

HAKKI EFENDİ KONAĞI 

İki bölümden oluşan konağın köşk ve kuzey bölümleri 1840, güney bölümü ise 1890 tarihinde Rum ustalar tarafından yapılmıştır.Köşk kısmının tepe pencerelerinde dönemin ilk cam uygulamasına rastlanmaktadır.Bodrum katının ahır, diğer katların ise yaşama alanları olarak kullanıldığı konak kesme taş ve ahşap hatıllar kullanılarak kargir sistemle inşa edilmiştir.

Pencereler genelde çift kanatlı ve ahşap parmaklıklı şeklindedir.

 

 

Image

ESKİ HÜKÜMET KONAĞI

Eskiden yerinde Anamur'da yaşayan Hıristiyanlara ait kilisenin bulunduğu yapı, 1930'lu yıllarda inşa edilmiştir. Işıklılı Ali Ustanın kaba inşaatını yaptığı yapı 15 - 18 yıl bekledikten sonra ahşap işini Yarvant Cambazyan adında Mersinden gelen bir ermeni usta yapmıştır.1940'lı yıllarda Hükümet Konağı olarak kullanılan yapı, Hükümet Konağının yeni binasına taşınmasıyla, 25 Eylül 1995 tarihinde açılan Mersin Üniversitesi Anamur Meslek Yüksek Okulu'na tahsis edilmiştir.

 

 

TAHSİN ÇERÇİ EVİ

Merkez Camisi yanında bulunan ev 1927 yılında yapılmıştır. 1948 yılında Anamur'a gelen bir tanığın anlattıklarından, Tahsin Çerçi evinin o yıllarda Anamur'un tek oteli olduğu ortaya çıkıyor.Tahsin Çerçi Evinin bulunduğu yerde daha önceleri Banayit ustanın evi bulunmaktadır. Banayit usta, eski hükümet konağı binasının olduğu yerde bulunan kilisenin papazıdır.Hacı Ali Bey Konağı kaderine terk edildiği için yıkılmıştı ama tarihi miraslarımızdan olan bu evin yıkılışı (ortadan kaldırılışı) anlaşılamamıştır. HÜSEYİN ÖZALTIN EVİKısakahyaoğlu Konağının hemen yakınında bulunan evin 19.yy'ın ortalarında yapıldığı tahmin ediliyor. Evin ilk sahibi, yöredeki Rumların lideri konumunda bulunan ve yörede "Rum Kahyası" olarak tanınan Rum Kiryako'dur.Lozan Antlaşmasına ek madde olarak imzalanan altı numaralı protokole göre Türkiye'de yaşayan Rumlarla Yunanistan'da kalan Türklerden büyük bir kısmı karşılıklı olarak değiştirilecektir.1 Mayıs 1923 tarihinde başlayan bu uygulamayla, evin sahibi konumundaki Rum Kahyası Kiryako Kıbrıs'a gönderilir ve bu ev hazineye kalır. Uzun süre Askerlik Şubesi olarak kullanılan ev hazine tarafından 1936 yılında ihale yöntemiyle satışa çıkarılır ve halen bu evde yaşayan Hüseyin Özaltın tarafından satınalınır.

 

 

 

Son Güncelleme ( Salı, 11 Mart 2008 )
 
Anamur Yöresi Halk Oyunları PDF Yazdır E-Posta
Yazan Administrator   
Perşembe, 24 Ocak 2008

 

Image

ANAMUR YOLLARI

Anamur'un Kızılca Köyünde yaşamış olan Kanuni Ahmet Çavuş isimli şahıs, Balkan harbine gider. Savaşa giderken de köyde  sevdiği kızı bırakmıştır. Aradan zaman geçer ve köye  haber gelir Ahmet Çavuş savaşta öldü diye.... Bunun üzerine yaylada bıraktığı sevgilisine başka talipliler de bulunmaktadır. Ahmet Çavuş'un ölüm haberi üzerine kızı başka birisine verirler ve Anamur'a gelin gönderirler.Oysa Ahmet Çavuş savaşta ölmemiştir. Yakınına düşen bir şarapnel parçası ile yaralanmış ve sağ dizinden aşağısı kesilerek yerine ağaçtan yapılma takma bir ayak takılarak sahra hastanesinin birinde tedavi edilmiştir.  Tedaviden sonra sevgilisine  kavuşmak hayaliyle köyüne geri dönmüştür. Tabi ki köyde acı haberi alır. Sevgilisi Anamur'a gelin gönderilmiştir. Bunun acısına dayanamayan Ahmet Çavuş takma bacağıyla köyünden Anamur'a kadar gayrak, çakıllı taşlarla dolu yollardan Anamur'a kadar yürümüştür. Beste ve sözlerinin kendisine ait olduğu söylenilen İşte bu türkü Ahmet Çavuş'un yolda çektiği acıları dile getirmektedir.Oyun incelenirse, normal yürüme hareketi ile başlar ve türkü kısmı gelince sanki bir topalın yolda yürüyüşünü andırıcasına kırılma hareketleri ile devam eder. Kısaca oyunun öyküsü ile oyunda kullanılan hareketler tamamen uyuşmaktadır....

Anamur yolları yar yar
Yar yar amman...
Gayrak ta çakıllı a canım
Sürmelim ben yandım amman...                                                          

Bende bir yar sevdim                                                                                     
Yar yar yar yar amman                                                 
Uyar da akıllı a canım
Sürmelim ben yandım amman

Anamur üstünü
Yar yar yar yar amman
Duman da bürümüş a canım
Sürmelim ben yandım aman

 

                                                                              Image                                                                             

DANIŞMAN

Anamur yöresi halk oyunlarının çıkış noktasından biri olarak daha önce de değindiğimiz Danışman adı verilen yerin ismi ile anılır. Burası Anamur'un 6.km batısında ovadan biraz yüksekçe denize bakan bir düzlüktür. Selçuklulardan yakın zamanımıza kadar burası eğlence yeri olarak kullanılmakta imiş.. Yayla göçünü başlayacağı Nisan ayı ortalarında bu yer çevredeki yörük obaları ile dolar taşar, davulların, kavalın, kabak kemanenin sesi Toroslarda yankılanırmış...

Önce çevredeki beyler gelir yerleşirlermiş Danışmandaki kıldan çadırlarına..daha sonra Toroslar'daki beyler birer birer inerlermiş..Kılcar giysili çobanlar yağ, peynir getirirlermiş develerle sürmeli koçlar kesilir, avlana keklikler kızartılırmış canlıları öterken yamaçlarda...Saz ustaları yörenin, Karacaoğlan'ın türkülerini çalar söylerlermiş..Kıbrıs'tan getirilen Rum dilberleri dökülüp saçılır, bel kırarlarmış...Al yanaklı, kiraz dudaklı güzeller kara gözlü yörük gençlerinin yüreklerine ateş düşürürlermiş.. Bir hafta süren yemekli eğlenceler, bir yaz boyunca yaylalarda dilden dile dolaşırmış..İşte bu türkü de Danışman eğlencelerinde ortaya çıkmıştır....

 İndim gittim Danışman'ın düzüne

Lanet olsun çirkinlerin yüzüne haydi

Haydi, Haydi atamaz oldum haydi

Danışman'ın cümbüşünden yatamaz oldum 

Ayşe gelin yeni gelmiş yayladan

Hoş geldine varamadım haydadan haydi

Haydi, haydi atamaz oldum haydi

Danışman'nın cümbüşünden yatamaz oldum 

Evlerine varamadım köpekten

Al uçkuru çözemedim göbekten haydi

Haydi haydi atamaz oldum

Anamur'un sıcağından yatamaz oldum 

Gün görünmez menengicin dalından

Kimse bilmez ben garibin halinden haydi

Haydi haydi atlı da geliyor

Şu kızın nağmeleri de tatlı da geliyor 

 

Image 

GASAVET 

Gasavet; gam, keder, sıkıntı anlamını taşımaktadır. Yazı yaylada, Kışı sahilde geçiren yörük insanının göçleri gibi düğünleri de bir başkadır.... Düğün hazırlıkları günler öncesinden başlar. Kızlar dibeklerde keşkek için darı döverlerken, erkekler odun taşırlar düğün evine... Aynı yerlerde yavuklular içinde türküler söylenir, oyunlar oynanır...    Haftanın Perşembe günü gelin indirme günüdür... Çünkü Cuma akşamı dine olan saygıyı ve evliliğin mutlu süreceğine inanılır. Pazartesi çalgılı nişan gider. Çarşamba gelini çeyizi yüklenir, böğür çanlı develere ala kilimler süslenir. Çalgı eşliğinde gelin evine yollanır. Akşamları ise düğün evinin cümbüş ve eğlence zamanıdır. Hazırlanan çeşitli yemekler ve ana yemek olan keşkek gelen konuklara ikram edilir. Kızlar bir tarafta oyunlarını oynarlar. Bu oyunlar genç delikanlıların yüreklerine bir kor gibi iner... Bu korlar yeni bir gönül oyunun başlangıcıdır. Böyle bir düğünde belikleri belini döğen kara gözlü, elma yanaklı, kiraz dudaklı bir kıza genç delikanlı gönlünü kaptırır. Ancak kızdan bir türlü karşılık göremez içine sıkıntı (Gasavet) düşer... İçindeki acıları türkülere döker, Oyun olur ayaklarda... 

Yatamadım Gasavetten
Aman aman ooof...
Meraktan vay...
 

Aşk ataşı, çıkmaz oldu
Aman aman oooof..
Yürekten vay...
 

Bittimi ola bizim elin
Aman aman ooof...
Söğüdü vay...
 

 

 Image

GÖKÇUKUR 

Gökçukur, yayla göçleri sırasında yörüklerin konakladığı Anamur'un kuzeyinde bir düzlüktür.Biraz yukarısında beylerin konağı olan Beykonağı vardır. Göç sırasında bu yerde konaklayan yörükler, kendi aralarında eğlenceler düzenlerlermiş. Bu eğlencelerde bir yiğit, genç bir kıza aşık olur. Bu kızın ismi ise Durdu dur. Ancak bu kız genç delikanlıya karşılık vermez. Genç ise içini türkülere döker... 

Gökçukura giderken

Düğünde bayram ederken

Bir güzele vuruldum

Koyun da kuzu güderken 

Gökçukurun gedikleri

Şeker lokum yedikleri

Hiç aklımdan gitmiyor                                                                             

Durducuğun dedikleri 

Gökçukurun katıranı

Çoltumunda(*) oturanı

Beşyüz altın vereceğim

Durducuğu getirene 

Gökçukur'da dut bitmiş

Yapracığı gıt bitmiş

O gavurun kızcağızı

Beni de nasıl unutmuş

 

 

 

Image 

GÖK KARGA ZEYBEĞİ

17.ve 18. yüzyıllarda Anamur beyliği ile, Kuzeyde şu an Karaman iline bağlı Ermenek beyliği arasında sınır çatışması varmış. Nedeni ise Taşeli platosundaki yaylalardaki otlakların verimli olmasıdır...Koyun ve keçi otlatırken çobanlar birbirine düşerler, beyler birbirleri ile çatışmaya girerlermiş.. İki beyliğin ileri gelenleri bu işin böyle olmayacağına karar verirler ve bir araya gelerek bir anlaşma yaparlar...Ayın gün batımında görüldüğü gece ilk horoz öter ötmez yanlarında bulundurdukları tanık olarak birer temsilci ile beraber hem Anamur'dan, hem de Ermenek'ten yola çıkacak Yörük göçleri yaylada buluşacaklar ve ilk buluştukları nokta artık iki beylik arasında sınır olarak kabul edilecektir.                  Anlaşma yapılan gün gelir...Anamur'dan kalkacak olan yörük obası, o akşam yatsından hemen sonra meydanlarda ateş yakarlar, eğlenceler düzenlerler..Şamataya ve ateşin aydınlığına kanan iki acemi horozu erkenden öttürürler...Tanıklar bu işi çözümleyemezler..Develere, mayalara yükler yüklenir... üzerlerine ala kilimler atılır,böğür çanları takılır.. çobanlar sürülerini yola sürerler ve sarp Toros dağlarındaki yaylalara doğru yola koyulurlar... Azıkları(yemek) bellerinde, kavalları ellerinde, türküleri dillerinde Pınarlar geçilip gölgeler uzamaya, develer terlemeye başlayınca Kuruağaç mevkiinde yükler indirilir, oğlaklar süt emdirilir, uşaklar çiğdem çeker...Obanın güzel kızlarından biri bu konaklama sırasında kar suyundan sulanan yavru bir Gök Kargayı çok sever, adeta bu kuşa aşık olur...İllaki ban kuşu tutun der...Kızın gözüne girmek isteyen genç delikanlılar da kovalaya kovalaya kuşu tutarlar ve kafese koyarak kıza verirler.Hayvanlar soluklanıp, çocuklar biraz dinlendiğinde yükler tekrar yüklenir devlere, mayalara, düşülür yollara...Ermenek'e yakın Kazancı'ya gelindiğinde Beyin karısı"çok yoruldum biraz konaklayalım" der ve eşini kıramayan bey, göçü burada durdurur ve yükleri indirtir.Az sonra Ermenek'ten yola çıkan göç gelir,selam alınır selam verilir dostça kucaklaşılır... Eğlenceler yapılır, yenilir içilir...Güzel kızın kafesindeki Gök Karga için türküler söylenir, oyunlar oynanır..Ve böylece iki beylik arasındaki sınır belirlenir..bundan böyle de her iki beylik diğerinin otlaklarına girmez..Oyunu bölgede sadece erkekler oynamaktadır. 9 zamanlıdır. .Oyun incelendiğinde, zıplamalar ve sekmeler mevcuttur.Bu hareketler ise oyuna adını veren kuşun kaçışını, aynı zamanda da kuşu yakalamaya çalışan gençlerin hoplama ve zıplamalarını sembolize eder...Çok daha önemli bir özellik ise, oyundaki 6 sayıdan oluşan temel figürde erkeklerin 5. sayıdaki ellerini birbirine vurarak yaptıkları hareket ise yine kuşu yakalamaya çalışırken ellerini çırptıklarını, ellerini vurarak kuşu kovaladıklarını anlatır..Figürler incelendiğinde oyundaki anlatılmak istenen olay apaçık gözükmektedir..

Aman gök gargayı

Çocuk gök gargayı

Kuruağaçta tuttular vay vay

Tuttular hey, hey 

Aman çıkabilsem

Çocuk çıkabilsem

Şu yokuşun başına vay vay

Başına hey hey.. 

Amanın gitme deyi

Çocuk gitme deyi

Yar boynuma sarıldı vay

Sarıldı hey.. 

Aman tuttular da

Çocuk tuttular da

Dar kafese kattılar vay vay

Kattılar hey hey.. 

Aman yeni girdim

Çocuk yeni girdim

Onüç ondört yaşına vay vay

Yaşına hey hey.. 

Aman inebilsem

Çocuk inebilsem

Şu yokuşun dibine vay vay

Dibine hey hey 

Aman çıkabilsem

Çocuk çıkabilsem

Şu yokuşun başına vay vay

Başına hey hey.. 

Aman gide gide

Haydi gide gide

Yol başıma dikildi vay

Dikildi hey.. 

Aman yeni indim

Çocuk yeni indim

Eniş değil, düzüne vay vay

Düzüne hey hey...

 

Image 

GÜZELLER GÜZELİ

Eskiden yapılan eğlencelerde yaşlı-genç, kadın-erkek herkes katılırmış. Acısını sevincini, sevgisini, öfkesini ayaklarına, vücudunun ahengine döken yiğitlerin, kızların en iyi oynayanına Güzeller Güzeli denir, onlara türküler yakılırmış. Bu türkünün de yine düğünlerde çıktığı söylenmektedir.

Güzeller güzeller aman aman

Nerde gezerler, aslanım ben yandım

Eşim eşim gel gelUğrun uğrun gel

Can yoldaşım vay... 

Nerde düğün bayram aman

Orda gezerler, aslanım ben yandım

Eşim eşim gel

Uğrun uğrun gel gel

Can yoldaşım gel

 

Image 

İNCE ÇAYIR 

Anamur'un merkezinde veya çevre dağlık köylerinde yaşayan halk, yazı Toros dağlarındaki yaylalarda, Kışı ise sahil adını verdiği merkezdeki veya köyündeki evinde geçirmektedir. Doğal olarak ta hem yayla da geçici olarak ikamet ettiği evcik tabir edilen evi hem de köyündeki evi olmak üzere iki tane evi vardır. Köyündeki tarlasında ise yaz aylarında yetişen meyve ve sebzelerine de bakmak zorundadır. Doğal olarak ta bir kişinin bu ürünlere ve eve bakmak üzere sahilde kalması gerekmektedir. İşte bu türkü, baharda yavuklusu yaylaya giden bir delikanlının öyküsünü dile getirmektedir. Kendisi yaz sıcağında Anamur'dadır, yavuklusu ise Çakıroluk yaylasındadır. delikanlının ailesi ise kızı almak istememektedir. Tüm köylü de aynı görüştedir. Genç yalnız kalmıştır. İçindeki ayrılığı ince çayır türküsünde dile getirir... 

İnce çayır biçilirmi

Sular soğuk içilirmi amman

Ağam ben yandım paşam ben yandım

Üç köyün içinde yalınız kaldım 

Ezme ile ezme ile

Yar bulunmaz gezme ile amman

Ağam ben yandım paşam ben yandım

Üç köyün içinde yalınız kaldım

 

 Image

İRFANİ

İrfani  Anamur'da yaşamış bir halk ozanıdır... 18.Asrın 2 yarısında yaşadığı bilinmektedir. İrfani için 1844(?)-1894(?) yılları arasında yaşadığı söylenmektedir. Fakat doğum ve ölüm rakamları kesin değildir. Ancak bir 18. asır halk ozanı olduğu halk tespitleri ve cönklere göre açıktır. Silifke'li aşık Natuvani ile aynı dönemde yaşadığı halk arasında bilinmektedir. Ayrıca İrfani'nin Anamur'un Gölgeli köyünden olduğu da  varsayımlar arasında yer almaktadır. Zamanın beyliğinin hizmetinde yaşadığı şiirlerini sazı eşliğinde söylediği için aşık edebiyatının saz aşıkları arasında yer alır. Kendisi Taşeli yörüklerindendir. 18 Asrın göçebe ya da yarı göçebe ortamının ozanlarından olan İrfani için bir güzelleme ozanı da diyebilmekteyiz. Bu tür şiirler sevginin ve bir güzelin övgüsünü işler Kısacası ana konusu sevgidir....Ozanın aşk hikayesi de dillerde şöyle anlatılmaktadır:Anamur'un Gölgeli köyünde güzel bir kız varmış..Kız ise bir ağa kızıymış. İrfani ise Bir halk aşığı.... Bu kıza tutulmuş.Ona yakın yerlerde gezmeye başlamış.Netice de ateş bacayı sarmış. Fakat yörük ağası olayı öğrenince kızı dışarı bırakmaz, aşığı köy yakınlarına sokmaz olmuş. Bir gün ayrılık acısının verdiği ateşle köye gelen İrfani bir tepeden sevdiği kıza şöyle seslenmiş;

Varın söyleyin İrfani ye de
Yarini övmesin...yar yaar
Tarasın zülfünü de yere değmesin vurgunum
Guzum a guzum.....

Uzak yoldan geldim de
Gayet yorgunum yar yaaar
Yorgun değilim de kaşlarına
Guzum a guzum.....
Düz bas kunduranı da
Yer incinmesin
Yar yandım ooooof....

 

                                                                   Image                                                                                                        

ÇEŞİDİM (KULLAR OLAM) 

Gullar olam anam seni doğuran anaya
Anaya vay vaay....
Süt verirler anam beşikteki sunaya aman
Ah aman aman, çeşidimsim aman
Çokça da içtim kafalarım duman
Yağmur yağar aman şemsiyeler ıslanır
Islanır aman....
Bir gün olur deli gönül uslanır aman
Ah aman aman, çeşidimsin aman
Çokça da içtim kafalarım duman
 

 

Image

MENGİ (SAMAH) 

Anamur halk oyunları müzikleri ve kostümlerinin derleme yerlerinden biri de yakın köy olan Kaşdişlen köyü'dür. Bu köyde genel olarak Tahtacılar yaşamaktadırlar. Kendine özgü bir oyunu olan, adından da anlaşılacağı üzere bir samah türüdür. Bu oyunu adı geçen köyde günümüzde bile görmek mümkündür. Herhangi bir törende yaşlı olsun genç olsun, kadınlar ve erkekler samah oynarlar. Oyunun özelliği halka şeklinde oynanmasıdır.Halkada bir erkek, bir kadın sıralı şekilde dizilirler. Oyundaki her harekette ve dönüşte bir kadın başka bir erkekle, diğer erkek te başka bir kadınla karşılıklı dönüşler yaparlar. Oyunun önemli bir özelliği ise, müziğe eşlik eden davulun diğer tüm oyunlarda el ile çalınması, ancak Samah oyununda ise davulun tokmak ve çubukla çalınmasıdır. 

Camilerde ezan okunmaz oldu

Çeşmelerden abdest alınmaz oldu

Sinem ören derler aslı bulunmaz oldu

Sinem ören de derki gönül eğlemez..Şah Ali'm şah... 

Camilerin muşambası söküldü

Ahir oldu temelinden yıkıldı

Bugün pazar günü canım sıkıldı

Sinem ören de derki gönül eğlemez...Şah Ali'm şah...

 

 Image

LEBLEBİCİ

Anamur yöresi Halk oyunlarının babası olarak tabir edilen, oyunların derlendiği ana kaynak kişi olan ve ARAP ŞAKİR adıyla anılan Şakir ŞEN tarafından oynanan bir oyundur. Oyun  tek kişiliktir. Düğün ve eğlencelerde izleyicileri güldürmek için oynanırdı. Oyuncu oyundaki sözlere göre elindeki kap veya kafasındaki şapkayı, kepi eline alarak ve çeşitli yüz mimiklerini de içine katarak oyunu oynar.

Leblebi koydum tasa

Doldurdum basa basa

Ah bici bici leblebici

Seni beni aldatan meyhaneci 

Leblebinin irisi

Yaktı da beni birisi

Bici bici bici bici leblebici

Seni beni aldatan meyhaneci 

Leblebiyi kavuram

Ah dumanını savuram

Bici bici bici bici leblebici

Seni beni aldatan meyhaneci 

Haydi gidelim bize

Nelerde yedirem size

Ah bici bici bici leblebici

Seni beni aldatan meyhaneci

 

                                 Image                   

                                                                                                                                                                        Image

                                                                                                     

                                                                                                             Image

 

                                 Image                                                                                                                                                                

                                                                                                                                                                       Image

                                                                                                     

                                                                                                     Image

 

                                Image

                                                                                                                                                                    Image

 

                                                                                                  Image                       

Son Güncelleme ( Çarşamba, 03 Haziran 2009 )
Devamı...
 
Anamurun Tarihi Yerleri PDF Yazdır E-Posta
Yazan Administrator   
Cuma, 22 Haziran 2007

ÇUKURPINAR MAĞARASI

Image

Anamurun kuzey batısındaki Çamurlu yaylasından sonra 4 saatlik bir yürüyüşle 1890 m. yükseklikteki Çukurpınar adlı düden mağaranın ağzına gelinir.Çukurpınar mağarası dünyanın en derin mağarası olan Fransa'daki mağaradan sonra ikinci sırayı alır. BUMAK ekibi 1420 metreye kadar keşiflerini tamamlamışlardır. Araştırma ekibi bu doğa harikasını keşfettikçe bulunan yerleri özelliklerini dikkate alarak bölümlere, ışıltılı, kurnalı galeriler, zümrüt, sarkaçlı, derin göl, basamaklı, sanat gölü gibi adlar koymuşlardır.Çukurpınar mağarasında biriken sular duru pınar olarak Sugözünde ortaya çıkar ve Dragon çayına karışır.Çukurpınar mağarası alp'in kıvrılmasından etkilenmiş horizontel diskordan olarak miyosen denizinde çökelmiş kalker içinde bulunan düden oluşumlu aktif bir mağaradır.Abanoz yaylasındaki suyun gözü olarak bilinen Bicikli mağara sarkıt ve dikitlerden oluşur.Anamur'un 500 m. kuzey doğusunda bulunan Buğu mağarasına diaklaz (çatlak)tan girilir. Mağara içi fosil konumunda olup, küçük bir salondan oluşur.

KÖŞEKBÜKÜ MAĞARASI

ImageAnamur'un 15 km kuzey batısında bulunan Ovabaşı köyünü geçtikten sonra Köşekbükü mağarasına ulaşılır. Toplam 500 m. genişliğindeki mağara ışıklandırılarak turizme açılmıştır. Çevresinde 4. zamana ait tabaklanmış kaya dokuları yer alır. Mağara içi sayısız sarkıt ve dikitlerden oluşmuştur. Astım hastalığına iyi geldiği iddia edilen mağara içi dilek, şifa ve huzur bölümleri olarak üç bölüm halindedir.Anamur'a 25 km. uzaklıktaki Karaçukur köyünde bulunan Kazıklar mağarası içerisinde bir mağara gölü yer alır.Anamur'un kuzeyinde bulunan Yukarı Kükür köyünden üç saatlik bir yürüyüşle Dede mağarasına ulaşılır, mağara içi yaklaşık 40 m. olup fosil konumundadır:Türkiye'nin 570 milyon yaşındaki kayaçlarından oluşan en büyük mağarası Aydıncık yakınlarında bulunmuştur. Mağara içerisinde renkli damlataş oluşumu göl içerisinde 40 m. derinliğe kadar iner. Oluşum fok balıklarının üreme alanı konumundadır. 

MAMURE KALESİ

 Image

Mamure Kalesi, Antalya-Mersin karayolu üzerinde Anamur'a 8 km. uzaklıkta Bozdoğan köyü sınırları içerisinde yer alır. Üç bölümden oluşan kalenin 39 kulesi camisi ve hamamı bulunur.Mamure kalesi bir çok Anadolu kalesinde olduğu gibi antik temeller üzerine kurulmuştur. 1988 yılında Anamur Müzesi Müdürlüğünce yapılan kurtarma kazılarında M.S. 3.-4. yüzyıllara ait. "Ryg Monai" adlı fazla etkili olmayan Geç Roma kentine ait tabanları mozaik döşeli yapı kalıntıları ortaya çıkartılmıştır.Mamure kalesi 14. yüzyılda Karamanoğulları tarafından önemli ölçüde onarım gördüğünden adı. "Mamure" olarak değiştirilmiştir. Kale daha sonra 15 ve 16. yüzyıllarda küçük onarımlar görmüş, 18. yüzyılda Osmanlılar tarafından yeni eklentiler yapılmıştır. Şikari tarihine göre; Anamur ve Taşelinin kafirler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine, Karamanoğlu Mahmut bey (1300 1308 M.) beyleri ve 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirdiği ve yeniden mamur edip, adını "Mamure" koyduğu kaydı geçer.

Image

Yapıda, mazgal ve siperleriyle üst yapı, alt kısımları etek gibi genişleyen duvarlar görülür.Kale birbirinden yüksek duvarlarla ayrılmış, doğudaki iç avlu, batıdaki dış kale, bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilmiş iç kaleden meydana gelir.Güneyde, sahil kenarında, kuzey doğuda baş kule olarak adlandırdığımız yüksek ve çok katlı gözetleme formlarında beş kule, köşe burcunun yanında üst örtüsü tamamen yıkılmış fener kulesi yer alır. İç avlunun kuzey batı sınırını oluşturan yüksek surda değişik şekilli yedi adet burç olup, bunlardan kuzey doğu tarafındakiler duvarla birlikte yıkılmışlardır.Dış kalede çeşmesi, depoları, sarnıçlar ve işlevini hala çözemediğimiz bazı yapı kalıntıları yer alır.Kaleden zamanımıza gelmiş tek yazıt batı cephe duvarları üzerindedir. Yazıtta özetle; "Karamanoğlu Alaaddin oğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim inşa etti. Bu tarih ImageMükerrem Şevval ayında yazıldı," yazılıdır.Kale komutanının veya dizdarının konutu iç kale girişinin karşısında yer alır.Mamure kale camisi, Mamure kalesi içerisinde yer alır. Yapıya basık kemerli taş kapıdan girilir. Merkezi kubbeli yapıda, sekizgen tambura geçiş Selçuk üçgenine benzeyen pandantif bingilerle sağlanmıştır.Camide, duvarlarda taş ve tuğla sıraları uyum içinde örülmüş kubbeye geçişte ve saçaklarda tuğladan tırnak süsleri yapılarak etki yaratılmıştır.16. Yüzyıl Osmanlı mimarisinin klasik öğelerini taşıyan caminin ilk yapılışı Karamanoğulları'na aittir.Caminin önünde yer alan küçük kemerlerle dekore edilmiş sarnıç beşik tonozludur.Mamure hamamı, Mamure kalesinin yol aşırı kuzeyinde yer alır. Hamamın giriş bölümü yıkılmış, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri sağlam olarak zamanımıza gelebilmiştir.Küçük ölçekteki yapı ahşap hatıllarla desteklenmiş moloz taşla inşa edilmiştir.Hamamın iç bölümlerinde kubbeye geçiş üçgen pandantiflerle sağlanmıştır.Yapı zamanla tahrip olduğu için sonradan yapılan onarım sıvaları duvar freskolarının tahrip olmasına neden olmuştur.Yapı Mamure kalesinin mamur edildiği tarihte Karamanoğulları tarafından yaptırılmış olması gerekir. 

 

ANAMERİUM ANTİK KENTİ

Image

Anemurium kentinin kalıntıları Nagidos'un yaklaşık 30 km. batısında, Anadolu’nun güneyindeki en uç noktasında bulunan Anamur burnunun doğuya bakan yamaçlarında yer alır. Kentin ne zaman kurulduğu hakkında herhangi bir bilgimiz olmadığı gibi Roma imparatorluk çağı öncesine giden kalıntılara da bugüne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için onun İ.Ö. 4. yüzyılda var olduğunu söyleyebiliyoruz. Anemurium adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. İ.S. 1. yüzyılda kentin çevresine ilk surlar yapıldığı, bir süre Kommageneli Antiochos'un (İ.S.38-72) yönetimine bırakıldığı bize ulaşan tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması yüzünden özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium, aynı zamanda kara yoluyla, Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanikopolis ile bağlantılıydı. Böylece, bu bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.

ImageAnemurium İ.S. 260'da Sasaniler tarafından ele geçirilir. İ.S. 4. ve 5. yüzyıllarda Toroslardan gelen korsanlar kenti sık sık tahrip ederler. İ.S. 650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent bu tarihten soma terk edilir. 12 ve 13 yüzyıllarda Selçuklular ve Karamanoğulları hakimiyetine giren kent böylece Türk egemenliğine geçer. Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir. Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.
Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır.

 Image

Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol'de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır.Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.

ANAMUR EVLERİ

ImageAnadolu’da bölgelerdeki kentlerin aynı karakterleri taşıyan ev Imageyapı tekniği vardır. Yapı tekniği bölgelere göre çok az farklılık gösterebilir. Anamur’da ise durum farklıdır. Dar bir alanda üç ayrı tipte mesken gözlemek olasıdır. Kazı bilim, roma döneminden bu yana Anamur’da daimi yerleşim merkezlerinin yanında, yayla kesiminde ikinci konutun var olduğunu gösteriyor. Bunlardan Kırkkuyu ve Elbalak yaylalarına mil taşı da konulan döşeme yollarla ulaşılırken, buralarda yumuşak taşlara oyulmuş antik sarnıçlar ve kaya mezarları görüyoruz. O dönem insanlarının, günümüzde yaylaya göçen insanların bir bölümünün ev olarak kullandığı “ EVCİK” lerde mi oturdukları geliyor insanın aklına? Abanoz, Şıhardıcı, Demiroluk, Güğül Tepesi, Domuz Beleni ve Çandır yaylalarında Roma dönemi kalıcı yerleşim gözleniyor. Genelde kiremit örtülü yapılar, sosyal tesisler, kut tören alanları ve kaya mezarlarının oluşturduğu Nekropoller..

Evcik

Türklerin Anadolu’ya geldiği dönemde yayladaki yerleşim merkezlerinde, değişken göçebe kabile kampı düzeni yaratıldı. 50 yıl içinde çadırdan evciğe, sayvant adı verilen dik çatılı tipik evlerden sonra ulaşımın kolaylaşmasıyla beton yapılara geçildi.Kışı; Gerce, Karalar ve Güneybahşiş köylerinde geçiren Yörükler, Mart ayı ortalarında Anamur yaylaları ve ImageErmenek ilçesindeki Barcın yaylasına göçerler. Yaylada kıl çadırlarda oturma alışkanlığını bırakan göçerlerle, Anamur’dan gelen halkın bir bölümünün evciklerde oturduklarını 80 yaşın üstündeki kişiler anlatıyor. Evcik, sadece bu yöreye has bir ev şeklidir. Anamur evlerinden konu ederken, çok sayıda ailenin şimdi bile yapıp oturduğu evcikten başlamak uygun görüldü. Yerli halk, evcik veya bir eve misafirliğe giden kimseye “Obaya gitti” deyimini kullanır. Evcik; Aile fertlerinin sayısına göre 15-20 m2 alan, eninden kapı bırakılarak 1,5 m yükseklikte taş duvarlarla çevrilir. Kapının tam karşısına ocak yapılır. İki tarafa çakılan 2,5 m yükseklikteki çatal uçlu direk üstüne boyuna konulan sırıkla ana çatı oluşur. Duvarla sırık arasına enine bağlanan yuvarlak ince dilmeler üstüne örtü olarak sık iğne yapraklı sedir veya köknar dalları örtülür. Kapı yerine, büyükbaş hayvan girmesin diye çapraz sırık kullanılır, içerisi görülmesin diye de kilim asılır. Yılana karşı önlem kedi ile alınır. Evciklerde yaşam 4-6 ay arasında değişir. Evcik gelecek yıllarda yine kullanılır. Evciğin sahil kesiminde de yaygın olduğunu görüyoruz. Tarlada kurulan evcik, çiftçinin barınağı olduğu gibi; tarım işçilerinin hasat zamanı kullandığı evdir. Saz bitkisi örtü olarak kullanıldığından sahildekilerin ismi “Saz evcik”, yayladakilerin ise “Pür evcik” tir.

Sayvant

Yaz sıcağında yaylaya göçen ekonomik durumu iyi kişiler, Sayvant (1) adı verilen evlerde oturur. Çok sayıda evciğin yanında bunların sayısı daha azdır. Siyah kireçtaşı, çamur harç ve ahşap hatıllarla yapılan bu evlerde çatı, tahta ve ardıç kabuğuyla örtülüdür.. Günümüzde eskiyen örtü yerine çinko kullanılmaya başlanılmıştır. Yayla kesimine karayolu yapılmasıyla yapılarda; beton ve biriket kullanımı ağırlık kazanmıştır. Böylece yöreye has ev modelleri de kaybolmaya yüz tutmuştur.Hatta ki bugün sayvant adı verilen konutlardan yok denecek kadar bile az kalmış, hepsinin yerini çok katlı betonarme binalar ile, villa tipi betonarme yapılar doldurmuştur. Evciklerden ise kıyıda köşede sadece geçimini hayvancılıkla sağlayan kişilerin kullanıldığı birkaç tane kalmıştır.Yayladaki yerleşim merkezleri, gene de kır kamptan başka bir şey değildir. Merkezdeki yayla Pazar yerine dönüşür(Abanoz, Akpınar, Zeyve) Bölgelerin kendine has yapı tekniği vardır. Anamur ve Bozyazı ilçeleri ile Beyreli, Ortaköy, Nasrettin, Kaledran ve Çarıklar köylerinin halkı kendi bölgelerinde oturur. Çarıklar köylülerinin oturduğu Halkalı yaylası ile Beyreli köylülerinin oturduğu Çandır yaylasında, Roma yerleşim merkezlerinin üstüne yapılan evlerde; o dönemin yapı karakteri görülüyor. Eski yapılarda kullanılan yontulmuş taşlardan yapılan evlerin duvarlarında kitabe ve taş rölyefte kullanılmıştır.Her evin etrafı, çit veya duvarla çevrili, çevliği (2) vardır. Çevlik içindeki evlerin konumu, doğu-batı doğrultusundadır. Kapı, pencere menteşeleri, isketi (3) çivisi ile demirden yapılan ev ve tarım aletlerinin, antik kazılarda çıkanların modellerinde; seyyar demirciler tarafından yapılıyor.Kapı ve pencereler, esnek tahtadan yapılan ve damak adı verilen sürgülerle kapanır. Kapı, içten damak arasına konan kösükle (4) kilitlenir. Kösüklenmemiş bir kapı veya zavrak (5) çerçeveye oyulan bir delikten parmakla açılır. Odalardaki ocak, kille sıvanır. Çıralık da yanan çıra aydınlatmayı sağlar.İs müheri (6) den çıkar gider. L şeklindeki eve çanta ev adı verilir. Evler genelde ahır üstünde bir katlıdır.

Sahil Kesimi

Anamur’da ekonomi tarıma bağlı olduğundan zanaatkarlar, toprak sahiplerinin üstünlüğüne karşı koyacak durumda değildir. Bu durum üç türlü evi ortaya çıkarmaktadır.Bey ve ağaların yaptırdığı iki katlı çok odalı köşklü evler, çiftçi ve esnafın oturduğu tek katlı çok odalı evlerle bir oda bir mutfaktan oluşan toprak örtülü evler.Osmanlı döneminde, eski İçel sınırına kadar yönetimi içinde olan Anamur Beyleri’nin ev örneğini Ortaköy de görüyoruz.Ağa ve tüccarların ev tipleri de Anamur, Bozyazı ve Ortaköy de çoğunluktadır.Anamur ve çevresinde bahçesiz ev pek yoktur. Tüm evlerin bahçesinde hurma, portakal, nar, zeytin ve çeşitli meyve ağaçlarıyla ipek böcekçiliği için dut ağacı bulunur.Evlerin zemin katı; hayvanlar ve yiyecekleri için, 1. ve 2. katları evde yapılan işler, yemek, yatak ve sosyal kullanımlar içindir. Zemin katın cephesi yola doğru, yaşama bölümü güney-kuzey veya güzel manzaraya doğru yönlendirilir.

TİTİOPOLİS ANTİK KENTİ

Anamur’un batısında Kalınören köyü üzerinde 5.km de sağda köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören köyü kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya’da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya’da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören köyünün yerini TITIOPOLIS olarak işaretledikleri anlaşılmıştır. Ören yeri içerisinde Helenistik,Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer almaktadır. Titiopolis, antik çağlarda Anemurium’a bağlı olmayan bir site konumunda idi. Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion,(1) nimfeun,(2) odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşiminin altında kaldığı sanılmaktadır.Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.Köy girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekmektedir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılamamaktadır. Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır. Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika (3) yer alır. Yapıda sintronon (4) basamakları vardır. Apsisin sağ sağında ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol (5) kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol (6) sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir.Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.Dinî yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarların yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır.Akropol’ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj’ın(7) cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarında girlandları taşıyan bukranion (8) ve medusa (9) başları görülür. Bu lahitin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sehpa üzerinde oturan erkek figürlü lahtin ön yüzüne işlenmiştir.Kalınören’deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su gereksinimi ise 20 m ilerdeki nimfeundan sağlanıyordu

Son Güncelleme ( Cumartesi, 21 Şubat 2009 )
 
Anamur PDF Yazdır E-Posta
Yazan Administrator   
Cuma, 22 Haziran 2007

Image 

Adı; Kilikya dilinde Rüzgarlı Burun demek olan ANEMORİUM kelimesinden gelir. ANEM= BURUN, ORİUM= RÜZGAR demektir. Günümüzde Anamur burnunda tarihi kent olarak Anemorium antik şehri hâlâ dimdik ayakta durmaktadır.
Anamur dar bir kıyı şeridinde kurulu şirin bir ilçedir. Bu güzel ilçenin güneyini mavilerin en güzelini oluşturan Akdeniz çevreler. Türkiye'nin en güney uç noktasına rastlamakta ve 36.Kuzey paraleli Anamur' un 5-6 km. güneyinden geçer.
İçel iline bağlı olup, İl merkezine uzaklığı 223.00 km, doğuda Gülnar ilçesi, Kuzeyde Ermenek, Batıda Gazipaşa ilçeleri ile çevrilidir. Denizden yüksekliği 20.m, denize uzaklığı ise 3.km. civarında olup etrafı sarp Toros dağları ile çevrilidir. Yüzölçümü ise 2005 km2 dir. Anamur Torosların kıyıya çok yakın ve paralel olarak uzanması dolayı diğer şehirlerimize ulaşım yönünden çeşitli güçlüklerle karşılaşılmaktadır.
Anamur merkezi Torosların eteğinde kurulmuş olup, köylerinin birçoğu sarp Toros dağlarının yamaçları arasında sıkışmış durumdadır. Buralar dağ ve yayla köyleri ile doludur.

Image


Anamur deniz kıyısında olmasına rağmen turistik imkânlardan yoksun bir bölge konumundadır. Bu da ulaşımın zorluğundan kaynaklanmaktadır. Turist olarak sadece Anamur' da yazlığı olan yerli turistler gelmektedir. Bunlar da genellikle Konya ve Ankara şehrinden gelmektedirler. Anadolu’nun en güney noktasında bir doğa bahçesi olan Anamur'da mavi ve yeşil bir şenliktir. Çiçeklerle süslü zümrüt yeşili dağları, akarsuları ve pırıl pırıl deniziyle Anamur, cennetten bir köşedir sanki.  Hemen hemen her insanın ömür boyu yaşamak istediği bir coğrafya vardır, ayrıntıları kişiden kişiye değişen bir coğrafya… Kimi çamlar içinde bir dağ köyü ister, kimi ıssız bir ada, kimi eşsiz manzaralı bir liman köyü…. Anamur'u gördüğünüzde tasarladığınız tüm yaşam biçimlerini duyumsar, huzur ülkesini keşfetmenin sevincini yaşarsınız. Kısaca gidererek kararan dünyamızda öz değerlerimizin korunduğu yer olarak çıkar Anamur karşımıza.

 Anamur ; Torosların serin esintisi ile Akdenizin yakıcı sıcağının buluştuğu şirin bir yurt köşesidir Anamur. Kekik kokusu, çam, ladin (köknar), sedir ve ardıç ağaçlarının kokularıyla karıştığı bir Akdeniz esintisidir  Anamur. Nergiz, sümbül ve kır çiçekleriyle limon ve portakal çiçeklerinin kokularının harmanlandığı bir ıtır diya-rıdıdır Anamur. Adının; Fenikeliler döneminde NAMUR, Romalılar döneninde ImageNAMURİUM, Bizanslılarda ise ruzgarlı burun anlamına  gelen ANEMORİUM olduğu bilinmektedir. Daha sonra zamanla değişime uğrayarak ANAMUR haline dönüşmüştür.  İlçenin adını aldığı, ilçemizin şu andaki yerleşim yerinin 6 km. güney-batısında bulunan ANEMORİUM’un ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte M.Ö. 11. Yuzyılda etiler tarafından yönetildiği, Fenikelilerin önemli bir liman şehri olduğu sanılmaktadır. Daha sonra Romalılar’ ın eline geçmiştir. M.S. 4. Yüzyılda Bizanslıların eline geçmiş ve imar edilmiştir. 1228 yılında Selçukluların eline geçtikten sonra 1276 da şimdiki yerine taşınan  Anamur; önce Karamanoğullarının sonra Osmanlıların sınırları içine girmiştir. 1859 da bucak,1869 da ilçe merkezi olmuştur.   “Benim için anamur, yağışlı bir günde aç karına kızgın saç üzerinden önüme konan bazlamanın sıcak buğu sudur. Tuluk ayranının lezzeti, alakilimin nakışıdır Anamur. Çocukluğumda okula giderken, oyuna giderken cebime konan kavurganın sıcaklığıdır Anamur”  1869 da kaymakamlık merkezi; bu günkü Ören beldesisde bulunan Nasrettin (Nasrettin köyü)’de idi. Ancak burada yaşayan beyler kaymalığın kendi işlerine karışacağı düşüncesiyle kaymakamlık merkezini o zamanlar adı “ÇORAK” denilen bu günkü yerine taşıttırmışlardır. Daha sonra Mamure kalesinin bulunduğu yere taşınması için çalışmalar yapılmış ise de başarılı olamamışlardır. Çorak denilen bu yerde yerleşik olarak yaşayan rumlar buraları boşalttıktan sonra o zamanlar kilise olarak kullanılan bina onarılarak hükümet konağı olarak kullanılmıştır. Uzun süre hükümet konağı olarak kullanılan bu bina şu anda  Meslek Yüksek Okulu olarak hizmet vermektedir.  Anamur; batısında Yalçı dağı ve Karagedik dağı, kuzeyinde Haydar dağı, doğusunda Azıtepe olmak üzere üç tarafı dağlarla çevrilidir. Güneyinde mavinin bir başka olduğu Akdeniz ile sınırlıdır.  Anamur coğrafi konumu gereği bir mikroklima sahası oluşturur. Bu sayede kendine has kokusu ve tadıyla Anamur Muzu yetişir. Açık ve sera sebzeleri ile narenciyenin hası, çileğin en irisi en lezzetlisi,  sıcak iklim meyvesi olan avakado son yıllarda hızla çoğalarak yetişmektedir. Bu yüzden Anamur Akdeniz’in henüz kirlenmemiş Bakir bir köşesidir.  

 Image

Mavinin tüm tonlarıyla yeşilin sarıyla kucaklaştığı bir renk armonisidir Anamur. Köylerinde hala yarı göçebe bir hayat sürülmekte olup, hayvancılıkla geçinen yörük yaşantısı ve kültürü hakim olarak yaşamaktadır. İşte bütün bu coğrafi ve kültürel değerlerin yanında,  Anamur, Anamur dedikleri: Kızılca köyünden Kanuni Ahmet Çavuş için “Sevdiceği uydum akıllı, yolları kayrak çakıllı”dır. Gerali için  “İki avradın elinden yanışın resmi ”dir. Sevdiğinden olumlu yanıt alamayan yiğit için “Yatamayışıdır. Gasevetten, tasadan”Danışman’ın düzünde “Nalet olsun çirkinlerin yüzüne” diye çirkine okunan nalet, ulaşılamayan  güzele iç geçirmedir. Yaylanamayan, yaylamaya doyulamayan Sarı Yayladır. Yaylanamayan, yaylamaya doyulamayan Sarı Yayladır. Koca davulun yürek hoplatan gümbürtüsü ile Gökkargadır, Zeybektir, Mengidir Anamur Anamur dedikleri.                              

 

Son Güncelleme ( Cuma, 20 Şubat 2009 )
 
Site Tasarım: Osman KOÇAK
© 2010 Anamur Halk Egitim Merkezi
Anamur Halk Eğitimi Tel:03248141385 Faks:03248167037.
 


ILSIS